Türkçe   |    English 544 Günlük Esaretin Sonu (26.12.2009)
  Anasayfa  |   Birol Başaran  |   Neden Ergenekon Sanığıyım? Ne oldu?  |   Savunmamız ve Hukuk Mücadelemiz  |   Makale ve Görüşler  |   Ziyaretçi Defteri  |   İletişim
 
Müvekkilim Niye Tutuksuz Yargılanmalı?
İddianame ve Bizim Savunmamız
Genel Hukuki Değerlendirmemiz
Tahliye Dilekçemizin Ekleri
Önceki Dilekçelerimiz ve Kararlar
 
Müvekkilim Niye Tutuksuz Yargılanmalı?
Müvekkilimin evinde ve iş yerinde yapılan aramalarda iddia makamının isnatlarına dayanak olarak kabul ettiği bilgi ve belgelerin hiçbirisi bulunamamıştır.
Müvekkilimin bilgisayarında, 1994 yılında kurulun ve sonrasında dağılan, "Taban Hareketi"ne ilişkin dokümanların bulunması, 15 yıllık bir süreyi kapsayacak şekilde ayrıntılı bir taramanın yapıldığını göstermektedir. Bu ayrıntılı taramada dahi, savcılığın örgütlü bir suça ilişkin temel aldığı bilgi ve belgelerden "bir tanesine bile" rastlanmamış olması müvekkilimin masumiyetini ortaya koymaktadır. Suç konusuyla hiçbir ilgisi olamayan bilgi ve belgeler ile isnat edilen suçlar temellendirilmeye çalışılmış ancak bu dokümanların müvekkilimin mesleki, sosyal ve siyasi faaliyetlerine ilişkin olması neticesinde bu bağ kurulamamıştır. Söz konusu dokümanlara ilişkin olarak yapılan ayrıntılı açıklamalar neticesinde, bu belgeler hüküm kurmak noktasında kesin ve inandırıcı olma özelliklerini yitirmişlerdir.

Müvekkilimin evinde, özel çalışma ofisinde ve işyerinde yapılan aramalarda toplam 10 adet dijital veri kaydediciye el koyulmuştur. Bunlar;

1.
IBM Marka boyutu 256 MB olan flash disk,
Suç unsuru bulunmamıştır
2.
Kingston Marka boyutu 1 GB olan flash disk,
Suç unsuru bulunmamıştır
3.
Kingston Marka boyutu 4 GB olan flash disk,
Suç unsuru bulunmamıştır
4.
Kingston Marka boyutu 512 MB olan flash disk,
Suç unsuru bulunmamıştır
5.
Samsung Marka boyutu 160 GB olan SOKXJD0Q111891 seri numaralı harddisk,
Suç unsuru bulunmamıştır
6.
WD Marka WXCX07633853 seri numaralı boyutu 250 GB olan harddisk,
Suç unsuru bulunmamıştır
7.
Western Digital Marka WXEZ07933853 seri numaralı boyutu 149 GB olan harddisk
Suç unsuru bulunmamıştır
8.
Zulu Marka boyutu 250 GB olan harddisk,
Suç unsuru bulunmamıştır
9.
115 adet CD ve
Suç unsuru bulunmamıştır
10.
106 adet Bilgisayar Kartuşu'dur.
Suç unsuru bulunmamıştır

Adı geçen dokümanlar incelenmiş ve inceleme sonucunda hazırlanan raporda 6 nolu harddisk dışında hiçbir suç unsuruna rastlanmadığı belirtilmiştir.
El koyulmuş ve incelemesi tamamlanmış yaklaşık 900 GB'lık veri kaydedici içinde müvekkilime isnat edilen suçlamalara ilişkin olarak hiçbir delile rastlanmamıştır.
6 nolu harddiskte ele geçtiği belirtilen dokümanların tamamı ise, müvekkilim Birol BAŞARAN'ın iş ve özel hayatına ilişkin bilgileri içermekte olup, isnat edilen suçlarla uzaktan yakından hiçbir bağlantısı olmayan hususları içermektedir.

İncelenen yaklaşık 1.050 GB dokümanın 1994 yılına kadar taranması sonucu ulaşılabilen bu belgeler, müvekkilime isnat edilen suçların değil ancak ve ancak suçsuzluğunun kanıtı olabilir.

Müvekkilim ile aynı soruşturma kapsamında şüpheli ve sanık konumundaki kişiler arasında, örgüt bağını ortaya koyacak hiçbir iletişim kurulmamıştır.
Söz konusu soruşturma kapsamında günümüze kadar yaklaşık 200 kişi hakkında adli işlem yapılmıştır. Bu kişiler ile müvekkilim arasında örgüt bağını ortaya koyacak tek bir belgeye ulaşılamamasının yanında, hiçbir şekilde ne e-mail, ne faks ne de telefon yoluyla iletişim kurulduğuna ilişkin bir bilgide bulunmamaktadır.

Telefon konuşmalarının hiçbirisinde örgütten, örgüt fiil ve eylemlerinden veya örgüt liderinden bahsedilmemiştir. Bu telefon görüşmelerinin hiçbirisinde, kimseye suç işleme konusunda talimat verilmemiş, hiçbir suç övülmemiş ve şiddetin benimsendiğine ilişkin tek bir cümle bile sarf edilmemiştir.

Müvekkilimin TCK'nun 220. Maddesinde tanımlanan örgütlü bir suçun oluşmasına neden olacak hiçbir davranışı fiilen bulunmamaktadır.

Müvekkilim Terörle Mücadele Kanunu'nun1. ve 7. Maddelerinde tanımlanan şekliyle terör örgütü olarak nitelendirilecek hiçbir toplu eylem içinde yer almamıştır.

Bu maddelerde tanımlanan şekliyle;

Cebir ve şiddet kullanmak suretiyle, korkutma, yıldırma, sindirme ve tehdit yöntemlerini kullanarak Kanunda belirtilmiş olan suçları kovuşturma dosyası kapsamındaki hiç kimseyle bir araya gelmek suretiyle işlememiştir.

Müvekkilimin Kanunun ilgili maddelerinde düzenlenen şekliyle, isnat edilen örgüte mensup kişilerce örgüt amacı doğrultusunda işlemiş olduğu bir eylem söz konusu değildir.

Müvekkilim nezdinde, cebir ve şiddet kullanarak suç teşkil eden bir eylemde bulunma şartı da oluşmamıştır. Müvekkilim hayatının her döneminde yasalara ve topluma saygılı bir yurttaş olarak yaşamıştır. Toplum nezdinde ki saygınlığının temel sebebi de benimsemiş olduğu bu demokratik davranış şeklidir.

Müvekkilimin evinde ruhsatlı tabancası haricinde hiçbir silah ve mühimmat bulunmamıştır. Terör örgütü üyesi olmak isnadıyla karşı karşıya olan bir kişinin yasada belirtilen yöntemlerle eylem yapabilmesi, ancak elverişlilik koşuluna uygun olan araçlarla mümkün olabilecektir. Oysaki ortada ne elverişli silahlar ne de bu silahlarla işlenmiş olan fiiller bulunmaktadır.

Devam etmekte olan adli süreç kapsamında, şüpheli ve sanık konumunda olan kişiler arasındaki haberleşme ve yazışmalarda müvekkilimin ismi bir defa dahi geçmemektedir.
Hiçbir şüpheli ve sanık, soruşturma ve kovuşturma aşamalarında müvekkilim aleyhinde ifade vermediği gibi, müvekkilimin de bu kişilerle menfaatlerinin çatıştığı hiçbir durum da söz konusu değildir.

Müvekkilimin tahliyesi, birçoğunun savunmasını tamamladığı kovuşturma aşamasındaki tutuklu sanıklar ile, normal yaşantısında da hiçbir iletişimi bulunmayan tutuksuz sanıklar üzerinde olumsuz bir etki doğurmayacaktır.

Yine müvekkilimin tahliyesi, diğer sanıklar üzerinde telkin veya tavsiyede bulunma yâda baskı yapma durumu da oluşturmayacaktır.

Müvekkilim aleyhine medyada tek bir haber ve yayın dahi yapılmamıştır.
Devam etmekte olan adli sürece ilişkin olarak şüpheli ve sanıklar hakkında medyada sürekli haber yapılmasına karşın, müvekkilim hakkında tutuklandığı 04.07.2008 tarihinden beri örgüt bağlantısına vurgu yapan ve suçlayıcı nitelikte tek bir yayın söz konusu değildir.

Müvekkilim kamuoyunun yakından tanıdığı ve herkesin sevip, saygı duyduğu bir kişidir.

Müvekkilim hakkında medyada yer alabilecek tek haber onun saygın kişiliği yanında, iş yaşantısında ve bilişim sektöründe gerçekleştirdiği ilerici hamlelerdir.

Zira müvekkilim Türkiye'ye bankamatik ve online bankacılık hizmetlerini ilk kez getiren ekibin içinde çalışmış başarılı bir iş adamıdır.

Medyada müvekkilimin şahsıyla ilgili olarak yer alabilecek tek haber, onun iş hayatında ortaya koyduğu başarıları olabilecektir.

Panel konuşması ile kurulmaya çalışılan illiyet bağı, isnat edilen suçlara vücut vermeyecek kadar zayıftır.
Müvekkilime isnat edilen suçlamalara dayanak olarak "Hukuk ve Siyaset Okulu" adlı panelde yapılan konuşma temel alınmaktadır. Oysaki bu konuşma AİHS ve Anayasa ile güvence altına alınmış "İfade Özgürlüğü" çerçevesinde değerlendirilmesi gereken bir düşünce açıklamasıdır.

Aynı zamanda söz konusu panel konuşmalarının, ne üniversite yetkililerinin ne de paneli düzenleyen Sivil Toplum Kuruluşu temsilcilerinin bilgisi dâhilinde olmaksızın, hukuka aykırı olarak kayıt altına alınmış olması da gözden kaçırılmaması gereken önemli bir husustur.

Bu bağlamda iddia makamının bu görüntülere hangi yolla ulaştığı da irdelenmeli, hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan görüntülerin delil niteliği taşımadığı hususu gözden kaçırılmamalıdır.

Müvekkilime isnat edilen örgüt üyeliği suçlamasına delil olarak, Şener ERUYGUR'la birlikte konuşmacı olarak bulunduğu söz konusu panel gösterilmektedir. Bu kadar zayıf bir ilişki, akla ve mantığa aykırıdır. "Sen Şener ERUYGUR'u tanıyorsun", "Panelde birlikte konuşmuşsun" vb. temelinde kurulmaya çalışılan illiyet bağı isnat edilen suçlara vücut veremeyecek kadar zayıftır.

Müvekkilimin tutuklu yargılanması Anayasa'nın 10. Maddesindeki "Eşitlik İlkesi"ne aykırı bir uygulamadır.
Müvekkilim "Ergenekon" adlı bir örgütün varlığını 2008 yılında medyadan öğrenmiştir. Bunun yanında 1997 yılında beri böyle bir örgütün varlığı hususunda beyanatta bulunan sanık Erol Mütercimler tutuksuz yargılanırken, müvekkilimin 10 ayı aşkın bir süredir hürriyetinden yoksun bırakılması adil bir uygulama değildir.

Aynı bağlamda tutuksuz sanık Sinan AYGÜN hakkındaki iddianamenin 47 sayfa olmasına karşın, müvekkilim hakkındaki bölüm sadece 15 sayfadır.

"Deliller ve Hukuki Durumun Değerlendirilmesi" bölümü, Sinan AYGÜN hakkında 1,5 sayfa iken müvekkilim hakkında 3 sayfadır. Bu durum iddianamenin eşitlik ve hakkaniyet prensipleri doğrultusunda hazırlanmadığı kuşkusu yaratmaktadır.

Bu örneklerin verilmesinin sebebi, Ceza Yargılamasında esas olan "tutuksuz yargılama" prensibinin müvekkilim nezdinde de uygulanması gerektiğini vurgulamak içindir.

Müvekkilime sırf siyasi faaliyetleri sebebiyle "terör örgütü üyesi" isnadını yöneltmek, aynı faaliyetler içinde yer alan milyonlarca insanı da söz konusu örgütün potansiyel üyesi haline getirecektir.
Müvekkilim CHP'de aktif olarak siyaset yapmaktadır. Düşünce yapısı, hayat tarzı ve olaylara bakış açısı tipik bir partiliden hiç de farklı değildir. Müvekkilimin sadece düşünceleri yüzünden "terör örgütü üyesi" isnadıyla karşı karşıya kalması, 25 Milyon CHP sempatizanına da aynı gömleği giydirmek anlamına gelmektedir.

Konferans ve panel gibi toplumsal etkinlikler yanında basın açıklamaları da yasal ve meşru zeminde gerçekleşen faaliyetlerdir. Toplumun büyük bir kısmı bu tür etkinliklere katılmakta, mevcut yasalar çerçevesinde gerçekleşen bu faaliyetler ile demokratik tepkilerini ortaya koymaktadırlar.

Müvekkilim hakkında, katılmış olduğu hiçbir toplantı ve etkinlikle ile ilgili olarak hiçbir suç duyurusunda bulunulmamış olması, savcıların bu toplantılara katılmayı anayasal bir hak olarak algılamalarının bir sonucudur. Zira bunun aksi düşünülecek olursa, iktidar partisi veya muhalefet partisi mensubu ayrımı yapmaksızın herkesin müvekkilimin karşı karşıya olduğu isnatlarla suçlanmasına neden olacaktır ki, işte asıl bu durum ülkeyi yargı eliyle kaos ortamına sürükleyecektir.

Darbe yapmak amaçlı terör örgütü üyesi olmakla suçlanan müvekkilimin geçmişte ve hâlihazırda hiçbir muvazzaf subay tanıdığı bulunmamaktadır.
Darbe yapmak amacıyla kurulmuş olan bir örgütün üyesi olmakla suçlanan müvekkilimin, halen görev yapmakta olan hiçbir muvazzaf subay tanıdığının bulunmaması, isnat edilen suçların dayanaktan yoksun olduğunun en temel göstergesidir.

Mahkemece tutukluluk durumuna ilişin olarak verilecek kararlarda orantılılık ilkesine uyulmalı, kişiye isnat edilen suçun meydana gelebilmesi için somut olguların varlığı araştırılmalıdır.

Halen görev yapmakta olan muvazzaf bir asker tanıdığı olmayan müvekkilim hakkında tutuklama kararı verilmesi, bu tedbirden beklenen amacın gerçekleşmesine hizmet etmemekte aksine telafisi mümkün olmayan zararların doğmasına neden olmaktadır.

Müvekkilimin 53 yıllık hayatı boyunca yaptığı işlere ilişkin olarak vermeyeceği hiçbir hesap, cevapsız kalacak tek bir soru bulunmamaktadır.
Müvekkilimin hayatı, yasalara saygılı bir yurttaş olarak geçmiştir. Yargılama süreci sonunda müvekkilimin masumiyeti olanca çıplaklığıyla ortaya çıkacaktır.

Tutukluluğun devamı için öngörülen "Tanık, mağdur ya da başkaları üzerinde baskı yapma girişimi"ni gerektirecek bir durum bulunmamaktadır. Zira müvekkilim hakkında menfi yönde tanıklık yapacak hiç kimse bulunmamaktadır. Bu sebepten müvekkilimin böyle bir girişimde bulunmasını gerektirecek bir durum da hâsıl olmamaktadır. Kaldı ki müvekkilimin hayat tarzı ve ahlak anlayışı da böyle bir girişimi asla haklı görmeyecek olgunluktadır.

Her zaman yasalara saygılı bir yurttaş olarak yaşayan müvekkilim, toplum nezdinde de bu özellikleriyle tanınmaktadır. Onun hakkında müspet yönde tanıklık yapabileceklerin sayısı yüzlerle ifade edilebilecekken menfi yönde tanıklık yapacak hiç kimsenin ortaya çıkmamış olması da onun masumiyetinin en önemli göstergesidir.

Müvekkilimin kişisel web sitesine (www.birolbasaran.com) bırakılan notlar onun arkadaş çevresinde ne kadar sevildiğinin somut delilidir.

Müvekkilim hakkında "Kuvvetli Suç Şüphesi" bulunmamaktadır!
Şu ana kadar vermiş olduğumuz hukuk mücadelesi müvekkilimin bir an önce özgürlüğüne kavuşmasına ilişkindir. Duruşma tarihinin 22 Temmuz 2009 olarak belirlenmesi, müvekkilimin 4 ay gibi uzun bir süre daha özgürlüğünden yoksun kalması anlamına gelecektir. Bu müvekkilim konumundaki bir kişi için hiçte adil olmayan bir uygulamadır.

Yapmış olduğumuz açıklamalar "tutukluluk halinin devamı" için gerekli olan "kuvvetli suç şüphesi" kriterinin bulunmadığını göstermektedir.

Tutuklamadan beklenen yararın, Kanunda öngörülen diğer tedbirlerin uygulanması yoluyla da elde edilebilecek olması, en dokunulmaz haklardan birisi olan "Hürriyet Hakkı"nın müvekkilime iadesini zorunlu kılmaktadır.

PDF FORMADINDA OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ.
İddianame ve Bizim Savunmamız
Konular Fihristi
BB-SIRA-01 "Usiad Genel Merkez Mayıs 2008 Faaliyet Raporu"
BB-SIRA-02 "USİAD Genel Merkez Yönetim Kurulu"
BB-SIRA-03 "Gündem İlçe-Önder SAV"
BB-SIRA-04 "Abdurrahman ALADON ibaresi ile başlayan A-4 kağıt"
BB-SIRA-05 "Katılımcılar ibaresi ile başlayan el yazısı A-4"
BB-SIRA-06 "Marka T1102-038001731 seri numaralı 9.mm çaplı tabanca"
BB-SIRA-07 "Usiad Birol BAŞARAN ibaresi bulunan kartvizit"
BB-SIRA-08 "Profesör Doktor İlhan ERDOĞAN ibaresi ile başlayan A–4 doküman"
BB-SIRA-09 "Dr Ruhi GÜRDAL ibaresi ile başlayan el yazısı doküman"
BB-SIRA-10 "vizyon ibaresi bulunan ajanda"
BB-SIRA-11 "TABAN1", "TABAN2"
BB-SIRA-12 "Unutma1.doc"
BB-SIRA-13 "ADD-To do.doc", "Emin Gürses' e Teşekkür"
BB-SIRA-14 "CV_Birol_Başaran-1.doc"
BB-SIRA-15 "_FAALİYET RAPORU.doc"
BB-SIRA-16 "26 Mart 2005 basın açıklaması. doc"
BB-SIRA-17 "ULUSAL BİRLİK KONSEYİ. doc"
BB-SIRA-18 "TO DO 14-19 Mart.doc"
BB-SIRA-19 "TO DO 21–25 Kasım 2005.doc"
BB-SIRA-20 "TO DO 30 Mayıs- 3 Haziran.doc"
BB-SIRA-21 "TO DO 5-9 Aralık 2005.doc"
BB-SIRA-22 "İŞ-LOG 12-16 Aralık 2005.doc"
BB-SIRA-23 "İŞ-LOG 26 Kasım - 2 Aralık 2005.doc"
BB-SIRA-24 "İŞ-LOG 5-9 Aralık 2005.doc"
BB-SIRA-25 "ILIMLI TÜRKİYE İPOTEKLİ ULUS.doc"
BB-SIRA-26 "Tape No:6015-4348 te kayıtlı 16.02.2008 saat: 19.31 de Şener ERUYGUR ile yaptığı görüşme"
BB-SIRA-27 "Tape No:6527, 22.04.2008 tarihinde Nuh T./TOMANBAYisimli şahıslar ile yaptığı telefon görüşme"
BB-SIRA-28 "Tape No:6528, 23.04.2008 tarihinde FİLİZ isimli şahıs ile yaptığı telefon görüşmesi"
BB-SIRA-28 "Tape No:6530, 25.04.2008 tarihinde AYTEN ile yaptığı telefon görüşmesi"
BB-SIRA-30 "Tape No:6531, 15.05.2008 tarihinde AYTEN ile yaptığı telefon görüşmesi"
BB-SIRA-31 "Tape No:6532, 17.05.2008 tarihinde DANNY' in gönderdiği mesaj"
BB-SIRA-32 "Tape No:6533, 28.05.2008 tarihinde TANSU ile yaptığı telefon görüşmesi"
BB-SIRA-33 "Tape No:7035, 12.06.2008 tarihinde FİLİZ ile yaptığı telefon görüşmesi"
BB-SIRA-34 "Şüpheli İlker GÜVEN Savcılıkta alınan ifadesi"
BB-SIRA-35 "Şüpheli Mehmet Şener ERUYGUR' un Savcılıkta alınan ifadesi"
BB-SIRA-36 "Örgütsel İrtibatlar"
BB-SIRA-37 "Usiad Eski Başkanı Kemal ÖZDEN"
BB-SIRA-38 "sivil toplum kuruluşlarının sevk ve organizesi"
BB-SIRA-39 "TCK'nun 314/2, 312/1 ve 313/1. Maddeleri"
Genel Hukuki Değerlendirmemiz

TCK'nın 312. Maddesi

   Hükümete karşı suç

(1) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir.

(2) Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur.

 

 

TCK’nun 312/1. Maddesinde,Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir” denilmektedir.

Kanunda düzenlenmiş şekli ile bu suçun meydana gelebilmesi için, suçu oluşturacak fiilin “cebir ve şiddet” içermesi gerekmektedir. “Cebir ve şiddet” bu suçun seçimlik unsurunu oluşturmaktadır.

Bu maddede değişiklik yapılmasının gerekçesi, Anayasamızda güvence altına alınmış olan ifade ve örgütlenme özgürlüğü kapsamında kullanılan hakların, bu suç kapsamında değerlendirilemeyeceğinin daha açık bir şekilde vurgulanması ve bu bakımdan ortaya çıkabilecek tereddütlerin giderilmesi için böyle bir değişikliğin yapılmasının gerekli görülmesidir.

Bu çerçevede müvekkilimin yasal düzenlemeler içinde üyesi olduğu sivil toplum kuruluşları ile ilişki kurmak suretiyle 312. Madde kapsamında suç isnat etmek madde gerekçesi ile ulaşılmak istenen amaca hizmet etmemektedir.

Müvekkilimin demokratik platformlarda sarf etmiş olduğu sözler ile yine bu doğrultuda üyesi olduğu USİAD ve CHP gibi kurumlarla yürüttüğü çalışmalar Anayasa ile güvence altına alınmış örgütlenme ve ifade özgürlüğü çerçevesinde gerçekleşen yasal faaliyetlerdir.

İddia makamı müvekkilimin bu kurumların üyesi olarak gerçekleştirdiği etkinlikleri iddianame kapsamına alarak, doğrudan bu Sivil Toplum Kuruluşlarını da sözde bir örgütün alt kuruluşları olarak gösterme gayreti içindedir.

Oysa ki, yapılan denetleme raporları ile sabit olan gerçek, bu demokratik kitle örgütlerinin yasal faaliyet sınırları içinde çalışmalar yürüten kuruluşlar olduklarıdır.

İddianamenin ilgili 1060 – 1075. sayfaları arasında, müvekkilimin fiilen içinde yer aldığı “cebir ve şiddet” içeren bir eylemi söz konusu değildir.

Yasal sınırlar içinde gerçekleşmiş olan panel ve konferans faaliyetleri sanki birer suçmuş gibi tanımlanmıştır. Oysaki bu faaliyetlerin tamamı Anayasa’nın 25, 26 ve 33. Maddeleri kapsamındaki yasal faaliyetlerdir. İddia makamının bu konudaki hukuki değerlendirmesine, tarafımızca her türlü hukuk yorumu kullanıldığı halde ulaşılmamıştır.

TCK’nun 312. Maddesinde düzenlenen fiil bir amaç suç olup hazırlık faaliyeti niteliğindeki eylemelerin bu suç kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir. Bu suçun oluşabilmesi için yurt genelinde örgütlü bir yapının bulunması, vahim nitelikteki eylemleri gerçekleştirebilecek donanım ve araçlara sahip olması gerekmektedir. Bu söz konusu suçun oluşması için bir elverişlilik koşuludur.

Açıklamalarımızdan da anlaşılacağı üzere bu suç bireysel bir suç değildir.
Müvekkilimin var olduğu iddia edilen bir örgüt ile doğrudan yâda dolaylı da olsa ilişkisini ortaya koyacak somut göstergeler bulunmadığından, müvekkilimin fiil ve eylemlerinin bu suçun oluşmasına neden olması da mümkün değildir.

Savcılık makamı bu suçu isnat ederken muhtemelen, müvekkilimin aynı iddianame kapsamında sanık olan Mehmet Şener ERUYGUR’u tanımasından yola çıkmaktadır. Oysaki bu değerlendirme sağlıklı değildir. Şöyle ki;

Bu suç isnadı kamuoyunda “Darbe Günlükleri” olarak bilinen Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden ÖRNEK’e ait olduğu ileri sürülen günlükleri temel almaktadır. Bu günlükler ise basın yoluyla takip edilebildiği kadarıyla, 2003 – 2004 yılları arasında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komuta kademesinde planlandığı ileri sürülen bir darbenin fikri tartışmalarını konu almaktadır.

Somut gerçeklik ise, müvekkilimin Mehmet Şener ERUYGUR’u 2005 yılında tanımasıdır. Kısacası suç isnadı ile Müvekkilimiz arasında kurulmaya çalışılan illiyet bağı bu bilgiler ışığında ortadan kalkmaktadır.

Zira örgütsel irtibatlar kısmında da görülebileceği üzere, emekli bir asker olan Mehmet Şener ERUYGUR ile Müvekkilimiz arasında ki telefon görüşmelerinin sayısı da bu örgütsel bağlantıyı ortaya koyacak güç ve içerikte değildir.

TCK'nın 313. Maddesi

Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silâhlı isyan

(1) Halkı, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silahlı bir isyana tahrik eden kimseye on beş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası verilir. İsyan gerçekleştiğinde, tahrik eden kişi hakkında yirmi yıldan yirmi beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(2) Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silahlı isyanı idare eden kişi, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır. İsyana katılan diğer kişilere altı yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.

(3) Bir ve ikinci fıkrada tanımlanan suçların, Devletin savaş halinde olmasının sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle işlenmesi halinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.

(4) Bir ve ikinci fıkrada tanımlanan suçların işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur.

 

TCK’nun 313/1. Maddesinde,Halkı, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinekarşı silahlı bir isyana tahrik eden kimseye onbeş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası verilir” denilmektedir.

Burada ifade edilen “silahlı isyan” devlet otoritesini yok etmek amacını ifade etmektedir. Suçun oluşması açısından önemli olan husus, “halkı silahlı olarak maddi bir fiile kışkırtmaktır”. Buradaki fiilin açıkça, hitap edilen topluluğa ifade edilmesi ve halkın bu hususta yönlendirilmesi gerekmektedir.

765 Sayılı Kanunun 149. Maddesinde bu eylem “(…) halkı silah veya uyuşturucu yahut boğucu veya yakıcı gazlar veya patlayıcı madde kullanmak suretiyle” isyana tahrik etme şeklinde tanımlanmıştır. Buradan da anlaşılacağı üzere isnat edilen suçun vücut bulması için, doğudan halka hitap edilerek ve geniş halk kitlelerine ulaşmak suretiyle maddi bir fiilde bulunulması gerekmektedir.

İddianamenin ilgili bölümlerinde müvekkilimin bu suça vücut verecek hiçbir eylem ve fiili bulunmamaktadır. Yine zorlama bir yorumla isnat edilmeye çalışılan bu suça, Anayasa’yla güvence altına alınmış yasal faaliyetlerle ilişki kurularak vücut verilmeye çalışılmıştır. Ancak Mahkemenizin de takdir edeceği üzere bu kabul edilebilecek bir yorum tarzı değildir. Zira Ceza Kanunlarının suç konusunu genişletecek şekilde yorumlanması evrensel hukuk mantığı ile örtüşmeyen bir durum oluşturmaktadır.

Müvekkilime isnat edilen TCK 313. Maddesindeki suçun gerçekleşmesi için kabul edilen şartlar, müvekkilimin hiçbir fiil ve eylemi ile örtüşmemektedir. Zira ortada ne isyanı gerçekleştirebilecek sayıda bir halk ne de isyana teşvik edecek silahlı bir güç bulunmaktadır.

Burada örgütlü bir güçten kastedilen eğer müvekkilin üyesi olduğu sivil toplum kuruluşları ise, bunun nasıl bir fiili durum içinde değerlendirildiği ve bu kapsama alındığı da ayrıca irdelenmesi gereken bir husustur. Zira savcılık makamı bu konuya iddianamede yer vermemiştir.

Söz konusu suçun oluşabilmesi için silahlanmış bir grubun bulunması ve müvekkilin bu kitleyi silahlı isyana tahrik etmiş olması gerekmektedir. Burada savcılık tarafından kastedilen kitle ADD ve USİAD yada Hukuk ve Siyaset Okulu’na katılan az sayıdaki dinleyici olduğu farz edildiği takdirde dahi bu şart oluşmayacaktır. Çünkü söz konusu konuşmanın içeriği ve yürütülen faaliyetlerin yasallığı ortadayken bunun TCK’nun 313. Maddesi kapsamına sokmak fiili imkânsızlık nedeniyle mümkün değildir.

313. Maddede kastedilen halk bir salonu dolduracak sayıda kişi değil, bir bölge halkını ifade edecek sayıdaki insandır. Yine suç konusu gayeye ulaşmak için yeterli teşkilatlanmanın sağlanması da suçun gerçekleşmesi için bir ön koşuldur.

Ancak bu örgütlenmenin inandırıcılığının olması ve kişiler arasında hiyerarşik bir bağ kuracak şekilde ülkenin tamamı yâda bir bölümünde yoğun olarak teşkilatının bulunması gerekmektedir.

Madde içinde geçen tahrik eyleminin ciddi nitelikteki fiilleri kapsadığı da ortadadır. Zira Kanun Koyucu böyle bir suç yaratırken bunu devletin güç ve kudretine gölge düşürecek yâda onu ortadan kaldırmaya yetecek çapta değerlendirmektedir. Yoksa küçük çaplı propaganda niteliğindeki eylemlerin bu kapsamda değerlendirilemeyeceği ortadadır.

Müvekkilimin tamamen yasal sınırlar içinde gerçekleşen eylemleri dikkate alındığında bu suçun şartlarının oluşmadığı da kolaylıkla görülebilecektir. Buna göre,

a. Kışkırtmanın milletin birlik ve beraberliğini hedef alan mikro ayrışmayı körükleyen bir niteliğe sahip olması.

b. Şiddet çağrısının yapıldığı kitlenin sayı ve nitelik itibariyle bu fiili gerçekleştirebilecek güçte olması.

c. Hedef kitlenin bu suçu algılaması ve harekete geçmesi hususunda bir tehlikenin oluşması

d. İsyana tahrikin devletin yetkili organlarının etkisini yok edebilecek tehlikeyi oluşturacak güçte bulunması gerekmektedir.

Müvekkilimin katılmış olduğu tüm paneller, yapmış olduğu basın açıklamaları ve hatta yazdığı kitap önsözü dahi iddia makamı tarafından suç konusuymuş gibi gösterilmiştir. Oysaki tüm bu faaliyetler mevcut Dernekler Kanunu ve Siyasi Partiler Kanunu çerçevesinde gerçekleşen faaliyetlerdir. Söz konusu bu faaliyetler Anayasa’nın 26. Maddesiyle güvence altına alınan “Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti” kapsamındadır.

TCK 313. Maddede, tahrikin hükümetin görev ve yetkisini ortadan kaldırabilecek veya böyle bir tehlikeyi doğurabilecek bir kalabalığa yapılmış olması şartı getirilmiştir. Tehlike doğurmayacak nicelikteki bir dinleyici grubuna yönelik olarak gerçekleşen konuşmanın bu maddede düzenlenen suça vücut vermeyeceği de ortada olan bir gerçektir.

Bu suçun basit bir tahrik suçu olarak değil, vahamet uyandırabilecek nitelikteki fiillerin işlenmesine neden olabilecek güç ve kudrette bir eylemin sonucu olarak görülmesi gerekmektedir. Zira TCK 313, Kanunda ayrı olarak düzenlenmiş bağımsız bir suçtur. Bu suçu TCK 312. Maddenin hazırlık hareketi olarak görmek yanlış bir değerlendirme olacaktır.

Kısacası TCK’nun 313. Maddesinde düzenlenen suç bir amaç suçtur. Bu sebepten neticelenmemiş fillerden dolayı kişilerin sorumlu tutulması mümkün değildir. Savcılık makamı bu suç isnadında bulunurken muhtemelen müvekkilimin konuşmacı olarak yer aldığı “Hukuk ve Siyaset Okulu” adlı panel konuşmasını temel almaktadır. Oysaki bu değerlendirme sağlıklı değildir. Şöyle ki;

Müvekkilimin konuşmacı olarak katılmış olduğu panelde sarf ettiği sözler, bir darbe istemine ilişkin olmayıp, tamamen bunun aksi yönündeki değerlendirmeleri içermektedir. Panel konuşmasının bütünü incelendiğinde müvekkilimin aslında hukuk düzenine vurgu yaptığı kolaylıkla görülebilecektir.

İddia makamının bizim ileri sürmüş olduğumuz bu görüşlere katılmadığı ve müvekkilimin panel konuşmasından seçilen birbirinden bağımsız bölümlere dayanarak bu isnatlarda bulunduğu da bilinmektedir. Ancak bu durumda savcılık makamına yöneltilecek olan bir başka soru karşımıza çıkmaktadır: Bu da az sayıda dinleyicinin bulunduğu bir toplantıda sarf edildiği ileri sürülen sözlerin iddia makamının ileri sürüldüğü suçun oluşmasını sağlayacak bir eylem olup olmadığıdır?

Bu sorunun cevabı da her halükarda “Hayır”dır. Çünkü iddia makamı “darbe istemek” fiili üzerinde durmaktadır. Bu, devlet içindeki bir kurum olan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yönetimi ele alması anlamına gelmektedir. TCK’nın 313. Maddesi ise, “Halkı Silahlı İsyana Tahrik” suçunu düzenlemektedir. Kısacası müvekkilimin söylediği ileri sürülen sözlerle, isnat edilen suç birbiriyle örtüşmemektedir.

Burada üzerinde durulması gereken bir başka konu ise, panel görüntülerinin nasıl elde edildiğidir? Öyle ki, paneli düzenleyen sivil toplum kuruluşu yetkililerinden ve üniversite görevlilerinden izin alınmaksızın, gizli olarak yapılan bu çekimler sonucu elde edilmiş görüntüler, hukuka aykırı delil niteliğindedir. Söz konusu panelin yapıldığı tarihte kampus sorumlusu olan Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığı ile yapılan yazışmalar neticesinde, panelin düzenlendiği tarihte hiçbir basın-yayın kuruluşunun çekim yapmak üzere salona alınmadığı yazılı olarak da tespit edilmiştir.

Salonda basın mensupları için ayrılan bölüm en arka kısım iken, Cihan Haber Ajansı’ndan alındığı belirtilen görüntülerin kürsüyü sol çaprazdan alacak şekilde çekilmesi de dikkat çekicidir. Heyetinizin bu görüntülere yaklaşımı da verdiğimiz bilgiler ışında olmalıdır. Zira ortada TCK’nun 133. Maddesine göre suç oluşturacak bir eylem bulunmaktadır.

TCK’nun 313. Maddesinde belirtilen suçun oluşmadığı hususundaki görüşümüzü destekleyen bir içtihatta Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 10.02.2004 tarihli kararıdır.

TCK’nun 313. Maddesine karşılık gelen 765 Sayılı Yasanın 149. Maddesi uyarınca verilen kararda suçun oluşması şartları şu şekilde belirtilmiştir;

a. Halkın isyana tahriki maddi unsurunun, teşvikin gerçekleşmesi açısından manevi bir değer taşıması ve tahrikin bu amacı gerçekleştirmeye yönelik bir değer ifade etmesi gerekmektedir.
b. Teşvik hareketinin halkta suç konusu fiile ilişkin bir psikolojik etki doğurması gerekmektedir. Bu etkinin tehlike doğuracak güçte olması yeterlidir.
c. Bu teşvikin halkı silahlı bir isyana sevk niteliğinde olması gerekmektedir.
d. Tahrik edilen topluluğun devletin emniyeti açısından tehlike oluşturacak nitelikte olması gerekmektedir.
e. Bu eyleme göre katılanların sayısı, hedefi ve yönel ilen eylemin hükümet fonksiyonlarını hedef alması gerekmektedir.

Bu açıklamalar doğrultusunda müvekkilimin kendisine isnat edilen suça uygun bir eyleminin bulunmadığı ortaya çıkmaktadır. Müvekkilimin yasal sınırlar içinde gerçekleşmiş olan STK üyelikleri ile hayatının her döneminde sergilemiş olduğu davranışlar onun ancak ve ancak Hukuk Devletine bağlı, yasalara saygılı ve toplumsal sorunlara duyarlı kişiliğinin bir göstergesi olabilir.

AİHM, Aksoy – Türkiye Davası’nda vermiş olduğu kararla düşünce özgürlüğüne vurgu yapmakta ve TCK’nun 313. Maddesinin uygulanmasını sınırlandıracak bir yoruma gitmektedir.

Buna göre Mahkeme, Türkiye Cumhuriyeti’nin mevcut düzenini, ilkelerini ve yapısını sorgulayan ancak şiddet ve silahlı hiçbir unsur taşımayan konuşmaların cezalandırılmasını Sözleşme ihlali olarak öngörmektedir.

Sadece bu kararda değil daha birçok kararda da düşünce özgürlüğüne vurgu yapan AİHM, şiddet unsuru içermemek koşuluyla yalnızca zararsız bilgi ve düşünceler açısından değil, devleti yâda halkın bir bölümünü rahatsız eden, kaygılandıran bilgi ve düşüncelerinde korunması gerektiğine vurgu yapmaktadır.

Bu çerçevede TCK’nin 313. Maddesinin iddia makamınca geniş yorumlanması, hükümetin faaliyetlerinin demokratik yollarla eleştirilmesi fiillerinin de bu madde kapsamında değerlendirilmesine neden olmaktadır ki, bu durum halkın siyasi faaliyetlerde bulunması ve hükümetin icraatlarını eleştirmek noktasında demokratik eylemeler ve söylemler kullanmasını engellemektedir.

Bu şekildeki bir yorum, ülkenin demokratik kazanımlarının korunmasından çok, baskı, korku ve tedirginliğe neden olan bir yapıya sürüklenilmesinin yolunu açacaktır.

Bu bakımdan benimsenmesi gereken hareket tarzı, çağdaş ceza hukukunun kabul ettiği gibi soyut tehlikeyi değil somut tehlikeyi suç haline getirmektedir. Buna göre suç konusu eylemin gerçekleşmesi için açık ve mevcut bir tehlikenin bulunması gerekmektedir. 

TCK'nın 314. Maddesi

Silâhlı örgüt

(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.

(3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır.

 

TCK’nun 314/2. Maddesinde, “Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir” denilmektedir.

Bu suç isnadı müvekkilimin, örgüt yöneticisi olmakla suçlanan Şener ERUYGUR’la birlikte katıldığı bir panele ve kişisel dostluk ilişkisi nedeniyle yaptığı suç unsuru taşımayan sadece 28 adet telefon görüşmesine dayanmaktadır.

Oysaki bu zayıf illiyet bağı ile tesis edilmek istenen sözde bir örgüt ilişkisinin koşullarının oluşmadığı ortadır. Zira ne yapılan telefon konuşmalarının sayısı ne de konuşmanın niteliği böyle bir suçun oluşabilmesi için yeterli değildir.

Ceza Hukukunda esas olan tutuksuz yargılanmadır. Bu durum Masumiyet Karinesinin zedelenmemesi ve telafisi mümkün olmayan zararların doğmaması için benimsenmiş olan bir yargılama usulüdür. İddianame kapsamında tutuksuz olarak yargılanan sanıklara isnat edilen suçlamalara ilişkin hukuki değerlendirmelerde, müvekkilimden çok daha ağır cezalar istenmesi, iddia makamının delil olduğunu iddia ettiği dokümanların sayısı ve yapılan telefon konuşmalarının nitelik ve nicelikleri itibariyle fazlalılığı ortadayken bu sanıklar tutuksuz yargılanırken müvekkilimin tutuklu olarak burada bulunması adalet duygusunu zedelemektedir.

Sadece bu durum bile adil bir yargılamanın yapılmadığına ilişkin kanaatin oluşmadığına yeterli gelirken, sözde delillerle müvekkilimin 1 yılı aşkın bir süredir hürriyetinden yoksun bırakılması ulusal yada uluslar arası platformlarda yer alan hiçbir hukuk insanının kabul edemeyeceği bir yaklaşımı ifade etmektedir.

Yetersiz kanıtlarla tesis edilmeye çalışılan zayıf illiyet bağı böylesine ağır bir suça vücut verebilecek durumda kabul edilirse, şüpheli ve sanık sıfatlarına sahip olan kişilerle bir şekilde telefon görüşmesi yapmış veya konferanslarda dinleyici olmuş yüz binlerce vatandaşında potansiyel şüpheli durumuna düşeceği bir ortam yaratılmış olacaktır. İşte bu durumda hukuk yoluyla korku ve kaos ortamı oluşacaktır.

Müvekkilimin TCK 220 VE 314. Maddelerinde düzenlenen örgüt suçunu işlediğine dair hiçbir yasal unsur gerçekleşmemiştir.

TCK’nun 314. Maddesinde düzenlenen suçun oluşması için, devletin şahsiyetine karşı belirli fiilleri işlemek için kurulan, faillerinin çoğu silahlı olmak üzere organize bir yapının bulunması gerekmektedir. Çok sayıda kimsenin belirli bir disiplin ve hiyerarşi içinde yer alması bu suçun oluşması için gerekli olan bir unsurdur.

Oysaki müvekkilime isnat edilen suçlarda onun ne katı bir disiplin ne de hiyerarşik bir bağ içinde olduğunu gösteren somut olgular bulunmaktadır.

Müvekkilimin örgüt üyeliği konusunda hiçbir inandırıcı delilin bulunmaması yanında müvekkilimin tamamen yasal yollarla edinilmiş ruhsatlı silahının, sözde üyesi olduğu örgütün silahı olarak kabul edilmesi de mümkün değildir. Zira hangi terör örgütü mensubu yasal yollarla elde etmiş olduğu silahı, örgüt eylemlerini gerçekleştirmede kullanacaktır? Bunun akıl ve mantıkla bağdaşır bir yanı bulunmamaktadır.

Bu kapsamda hakimlerin kafasında şüphe uyandıracak şekilde müvekkilimin ruhsatlı silahına iddianame içinde yer verilmesini adaletin tesisi için benimsenmiş iyi niyetli bir hareket olarak görmemekteyiz. Zira bu silah kriminal incelemesi tamamlanmış, bulundurma ruhsatı savcılığa ibraz edilmiş ve hiçbir suç fiilinin işlenmesine karışmamıştır.

TCK 314. Maddede düzenlenen suçun devlet aleyhine işlenen bir suç olması gerekmektedir. Oysaki müvekkilimin devlet aleyhinde herhangi bir fiilde bulunduğuna ilişkin somut hiçbir bulgu bulunmamaktadır.

Müvekkilimin, sözde üyesi olduğu örgütün benimsediği siyasi ideoloji ve görüşe sahip olması ve bu örgüte ilişkin eserleri okuması ve bulundurması gerekmektedir.

Oysaki müvekkilimin evinde ve işyerinde yapılan aramalarda, sözde örgüte ilişkin olarak hiçbir dokümana rastlanmamış olması müvekkilimin var olduğu iddia edilen örgütle doğrudan yâda dolaylı olarak hiçbir bağlantısının olmadığını göstermektedir.

314. Maddede düzelenmiş olan örgüt kurma ve üyesi olma suçları özel kasıtla işlenebilen suçlardandır.

Kurulan örgütün suç sayılabilmesi için örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı, araç ve gereçler bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması gerekmektedir. Ayrıca söz konusu suçun oluşabilmesi için oluşturulmuş bir örgütün varlığı gereklidir.

Yargıtay 8. Ceza Dairesi 03.07.1986 Tarihli kararında, örgüt suçunun yasal unsurlarını,

a. Sürekli olması
b. Düzenli ve planlı ortaklık bulunması
c. Yönetim ve hiyerarşik bir yapının bulunması
d. Eylemsellik
e. Önceden anlaşma
f. Üyeler arasında iş bölümü tesis etmek
g. Belirlenmemiş sayıda suç işleme amacı etrafında birleşme,
h. Üyeler arasında dayanışma bulunması ve
ı. Disiplin içinde hareket etme olarak saymıştır.

Bu çerçevede kişiler açısından bir değerlendirmeye gidildiğinde, öncelikle örgüt üyesi olma isnadıyla karşı karşıya olan bir kişinin, bu örgütün amacını bilerek hareket etmesi ve süreklilik arz eden eylemsellik içinde bulunması gerekmektedir.

Buradaki örgütsel birleşme basit bir birleşme değil aksine örgüt amaçlarını gerçekleştirme amacı etrafında gerçekleşen tehlikeli bir birleşmedir. Bu sebepten bir araya gelen kişilerin ortak payda da bir araya gelmiş olan insanlardan olması gerekmektedir. Bu da kişilerin dini, siyasi ve sosyal özellikleri ile doğrudan ilişkili olan bir konudur. İddia makamı tarafından 1. ve 2. İddianame kapsamında sanık konumuna getirilen kişilerin sosyal konumları ve siyasi görüşlerinin taban tabana zıt olması bir örgütün teşekkül etmesi için gerekli olan düzenli ve planlı bir ortaklık bulunmadığını göstermektedir.

Farklı derneklere farklı zamanlarda üye olan sanıkların, birbirinden bağımsız faaliyet alanları içinde etkinlikler gösteren ve ortak hiçbir etkinlikleri bulunmayan bu sivil toplum kuruluşlarına üye olmaları dahi bu ayrımı ortaya koymak için yeterlidir.

Bunun yanında farklı siyasi görüşlere sahip olan sanıklar doğal olarak farklı siyasi partilerinde üyesi konumunda bulunmaktadırlar. Siyasi partilerin genel gayesi kendi program ve tüzüğü çerçevesinde ve Siyasi Partiler Kanunu’nun çizmiş olduğu sınırlar içinde benimsemiş olduğu ideolojiyi ülkenin kurucu iradesine dokunmaksızın günün gereklerine uygun bir şekilde yorumlayarak hayata geçirmektir. İşte tam da bu noktada sorulması gereken bir soru bulunmaktadır. Bu da, kimisi Milliyetçi, kimisi Liberal kimisi Sosyalist kimisi ise Sosyal Demokrat – Kemalist çizgide olan bu kişilerin nasıl ve hangi saikle bir araya gelebilecekleridir.

Bunu yeryüzündeki hiçbir siyasi platform başaramamışken bu sözde örgütün başarması ne kadar mümkün gözükmektedir.

Davos’ta küresel aktörler toplantı yaparken küreselleşme karşıtlarının bu toplantıyı protesto etmesi, Liberallerin serbest ekonomik düzeni desteklerken, sosyalistlerin gelir dağılımında eşitliği savunması ve küresel politikaları yermesi, Kemalistler ulus kavramı etrafında birleşmeyi savunurken, Liberallerin sermaye, Sosyalistlerin ise proletarya merkezli bir birleşmeyi savunması, Siyaset Biliminin ortaya koymuş olduğu bir gerçeklikken müvekkilimin CHP çizgisindeki Sosyal Demokrasi – Kemalizm çizgisindeki dünya görüşünü diğer sanıklarla hangi sözde terör örgütünün tabanında birleştirebileceksiniz?

Kısacası sanıkların kamuoyu tarafından bilinen siyasi görüşleri birbirine taban tabana zıt iken sözde örgüt olgusunu nasıl tesis edeceksiniz?

İşte bu iki sorunun cevapları dahi örgüt suçunun bulunmadığını ortaya koyarken bunu iddianame içinde nasıl sağlayacaksınız?

Bunun başarısız örneği mevcut iddianame ile ortadayken bu iddianame ile sanıklara nasıl suç isnat edebileceksiniz?

Kısacası fiiller, dokümanlar ve sanıklar arasında bir bütünlük söz konusu değilken, sanıkların siyasi görüşleri ve sosyal durumları birbirinden tamamen farklı iken hatta zaman zaman bu durum kamuoyunda siyasi tartışmalara neden olurken bu kişilerin bir örgüt çatısı altında tek bir amaca yöneldiği iddiasını nasıl ileri sürebilirsiniz. Bu ancak ve ancak, kendi içinde tartışmalarla parçalanacak ve ömrü bir günden bile az sürecek bir yapı olabilecektir.

İddia makamı 60’lı 70’li yıllarda birbiriyle çatışma halinde olan bu farklı siyasi görüşteki insanları bir örgüt tabanında birleştirme becerisini gösterebilmiştir. Bu Türk Siyasi Tarihindeki bir dönüm noktasıdır. İddianameyi kaleme alan savcıların bu ideolojik birikim ve becerilerine Türk Siyasi Hayatı nerdeyse bir yüzyılı aşkın bir süredir hasrettir.

Bu konuda müvekkilimin özel durumu çerçevesinde yapılabilecek olan bir değerlendirme kapsamında şu tespitlerde bulunabilecektir:

a. Müvekkilimin iddia edilen bir örgütle sürekli bağı bulunmamakta
b. İddia edilen örgütle düzenli ve planlı bir ortaklık içinde yer almamakta
c. İddia edilen örgütün sözde yöneticileriyle arasında hiyerarşik hiçbir ilişkisi bulunmamakta
d. Siyasi görüşleri müvekkilimle taban tabana zıt olan sözde diğer örgüt üyeleriyle arasında bir dayanışma bulunmamaktadır.

Savcılık makamının iddia ettiği gibi Müvekkilimiz sözde bir örgütün üyesi konumunda ise, bunun önceden anlaşma, eylemsellik ve disiplin içinde hareket etme koşullarıyla desteklenmesi gerekmektedir. Oysaki iddianame içinde iddia makamı soyut olgularla suç isnadında bulunmakta örgüt üyeliği konusunda müvekkilimin hangi düzenli fiiller içinde yer aldığı konusunda açıklama yapmamaktadır.

Bu çerçevede bir örgüt üyeliğinin söz konusu olabilmesi için,

a. Örgüt üyesi isnadıyla karşı karşıya olan kişilerin bir kez suç işlemek için değil birden fazla sayıda suçları işlemek için bir araya gelmiş olması gerekmekte,

b. Ve bu kişilerin yaptığı silahlı eylemlerin toplumda korku ve kargaşa ortamı yaratmak amacını gütmesi gerekmektedir.

Oysaki müvekkilimin ne suç işlemek amaçlı diğer sanıklarla bir araya gelme iradesi bulunmakta ne de düzeni hedef alan silahlı bir eylem içinde yer almaktadır. Yine amaç suçun vücut bulması için elverişli araçlarda Müvekkilimiz elinde bulunmamaktadır.

Bu hususun sanıkların siyasi ve sosyal durumları sebebiyle mutlak bir imkânsızlık içinde olduğu da ortadadır.

Müvekkilimin evinde ve işyerinde ele geçen dokümanların tamamı onun özel hayatına ilişkin hususlar ihtiva eden bilgi ve belgelerdir. Bu belgelere dayanarak sözde bir örgüt ile üyelik bağlantısı kurmak mümkün değildir.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin 01.05.1995 tarih ve 2737/3124 Sayılı kararı uyarınca,

“sanığın ev arama ve yakalama tutanağına uygun savcılık ve duruşmadaki savunması da nazara alındığında, müspet suçu işlediğine dair cezalandırılmasına yeterli, her türlü kuşkudan uzak inandırıcı deliller elde edilmediği gözetilmeden beraatı yerine (…)

denilmek suretiyle sanığın örgüt üyeliğinin inandırıcı delillerle desteklenmesi gerektiğine vurgu yapılmaktadır.

Bu konudaki bir başka içtihatta Yargıtay 10. CD’nin 16.02.2006 tarih ve 19703/2202 sayılı kararıdır. İlgili kararda “Somut olaya bakıldığında sanıkların örgüt oluşturmak için sayısal yeterlilikte olduğu anlaşılmakta ise de, aralarında hiyerarşik ilişki ve suç işleme iradelerinde devamlılık saplanamadığı anlaşılmaktadır.” denilmektedir.

İlgili Yargıtay kararı sadece belirli vesilelerle kısmen bir araya gelmiş olan sanıkların aralarında örgütsel bir bağın olması için hiyerarşik bir ilişki bulunmasını ve suç işleme iradesi olmasını şart koşmaktadır. İddianame kapsamında örgütsel ilişkiler noktasında zayıf bağlarla tesis edilmeye çalışılan örgüt üyeliğinin mevcut delillerle desteklenmesi ise mümkün değildir.

Örgütsel irtibatlara dayanak olarak gösterilen eylemlerden biri olan müvekkilimin Hukuk ve Siyaset Okulu’nda Şener Eruygur ile konuşmacı olarak yer alması ise,  örgütsel bir bağın olduğu noktasında yeterli bir delil olarak gösterilemeyecektir.

As. Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 24.09.1986 tarih ve 180/170 sayılı kararında bu husus şu şekilde ifade edilmiştir: “Sanığın örgütsel bir faaliyette bulunmadığı, toplantılara sadece katılması örgüte girdiğini gösterir başka deliller olmadıkça, yeterli delil olarak kabul edilemez.

Ceza Genel Kurulu’nun 07.11.1994 tarih ve 229/275 sayılı kararında, “silahlı çeteye üye olma suçu bir zarar tehlikesi suçu olup, ağır zarar tehlikesi yaratacak nitelikteki hazırlık hareketlerinin varlığını gerektirir.” demiştir. Müvekkilimin bu hususta bir eylemi söz konusu olmayıp, iddianame içinde yer alan bilgi ve belgelerin hiçbirisi de hazırlık hareketi olarak nitelendirilemeyecektir.

Bunun yanında sanık konumunda olan kişiler arasında hayatın olağan akışı çerçevesinde kurulan sosyal ilişkilerin yadırganacak hiçbir yanı olmadığı gibi,  bunlarında örgütsel bir bağı işaret eden fiiller olarak nitelendirilmesi de sistemin demokratikleşmesi noktasında önemli bir engeldir. Kısacası farklı yâda aynı siyasi görüşe sahip olan kişilerin toplantı, panel ve konferanslarda bir araya gelerek fikir telakkisinde bulunmaları örgütsel bir bağın değil demokratik bir davranış modelinin delili olarak gösterilebilecektir.

Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen bu suç ile korunan hukuksal değer kamu güvenliği ve barışıdır. Bu çerçevede öncelikle üzerinde durulması gereken husus müvekkilimin hangi fiil ve eylemlerinin bu hukuksal değere aykırı olduğudur.

Kendi el yazısı ile yazmış olduğu ve üzerinde sadece birkaç akademisyenin isimlerinin yer aldığı A4 kâğıt mı yoksa bilgisayarında iş ve özel hayatına ilişkin tutuğu hatırlatma notları mı? Tamamen yasal sınırlar içinde gerçekleşmiş sivil toplum kuruluşlarına üyelik durumu mu yoksa hiçbir suç unsuru taşımayan konferans ve paneller mi?

Kuşkusuz bunlardan hiçbirinin söz konusu suçla korunmaya çalışılan hukuki durumla bir bağlantısı bulunmamaktadır. Aksine bunlar Anayasada düzenlenmiş hak ve özgürlüklerden Düşünce ve İfade Özgürlükleri ile Dernek Faaliyetleri ve Siyasi Faaliyetlerde bulunma Haklarının güvencesi altındaki fiillerdir.

Yargıtay kararlarıyla da sabit olduğu şekliyle, söz konusu suç bir tehlike suçudur ve bu suçun, sadece suç işlemek niyetini cezalandırmak ceza hukukunun temel ilkelerine aykırılık oluşturmaktadır. Bu sebepten birtakım icrai hareketlerin bulunması gerekmektedir.

Peki müvekkillimin özel durumu çerçevesinde nedir bu girişilen icrai hareketler? İşte bu sorunun cevabı iddianame içinde yer alan hukuki değerlendirme kısmında yer almamaktadır. Kısacası müvekkilimin kendisi ve bizler, hangi fiilleri neticesinde bu suçların oluştuğunu bilmemekteyiz.

Kanunun ve Yargıtay’ın örgüt disiplini içerisinde, planlı şekilde yapılmasını aradığı icrai hareketlerin neler olduğunu ve bu eylemlerin hangi suçlara vücut verdiğini iddianame içinden anlamak mümkün değildir.

Bu çerçevede Müvekkilimiz örgüt içinde bulunması gereken;

a. Hiyerarşik yapının neresinde yer almaktadır?
b. Örgüt içindeki fonksiyonel iş bölümündeki yeri nedir?
c. Hangi konuda uzmanlaşmış ve örgütün hangi faaliyetlerini kolaylaştıracak etkinliklerde bulunmuştur?
d. Süreklilik arz etmesi gereken bu yapının içinde ne kadar süredir yer almaktadır?
e. Örgüt adına girişmiş olduğu fiiller, somut tehlike oluşturabilecek bir boyuta ulaşmış mıdır?

Bütün bu soruların cevaplarının müvekkilime isnat edilen bu suç kapsamında aranması gerekmektedir.

Bu bağlantıyı tesis etmek noktasında yetersiz kalan tüm yorum kurallarının işaret ettiği ise müvekkilimin TCK’nun 314. Maddesine göre yargılanamayacağı hususudur.

Örgütün ve amacının propagandasının yapılması da Kanunda suç olarak tanımlanmıştır. Ancak bu yöndeki bir propagandanın cezalandırılabilmesi için öncelikle aleni olması gerekmektedir.

Bu çerçevede bir faaliyetten örgüt propagandası olarak bahsedebilmek için örgütün amacının övülmesi ve bu kapsamda yeni taraftar kazanılması için etkin çalışma yapılması gerekmektedir. Yine bu çalışmaların doğrudan kast saikıyla yapılmış olması da aranmaktadır.

Bu kapsamda Müvekkilimiz,

a. Varlığından haberinin dahi olmadığı sözde bir örgütü nerde ve hangi sözleriyle övmüştür?

İddianame içinde geçen katıldığı panellerde örgüt propagandası yaptığı şeklindeki değerlendirme soyut, belirsiz ve muğlâk bir ifadedir. Bu övmenin nerde, nasıl ve “hangi sözlerle” yapıldığının iddia makamı tarafından açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

b. Örgüte yeni taraftar kazandırmak konusunda giriştiği eylem iddianame içinde yer almamaktadır.

Burada açıkça örgüt propagandası yapmış olması ve örgütün amaç ve faaliyetlerini överek halkı örgüte üye olmaya çağırmış olması gerekmektedir ki, yapmış olduğumuz açıklamalarla da görülebileceği üzere, iddianame içinde yer alan hiçbir fiil ve eylem bu amaca hizmet etmemektedir.

Burada kastedilen müvekkilimin yürütmüş olduğu siyasi faaliyetler çerçevesinde 15 yıl önce yerel seçimler sonrası kaleme aldığı “Bir Başka Sonbahar” adlı belge ise, bu konuda yapmış olduğumuz açıklamalar ve sunmuş olduğumuz deliller, bu iddianın dayanaktan yoksunluğunu ortaya koymak hususunda yeterli görülmelidir.

Müvekkilimiz, sırf hayatın olağan akışı içinde aynı iddianame kapsamında isnatlar yöneltilen kişilerle bir şekilde telefonla görüşmesi veya konferansta bir araya gelmesi sonucu iddianameye alınmıştır. İddianame kapsamındaki diğer sanıklara ulaşmak amacıyla yâda onların hukuki durumunu müvekkilimden ele geçen mesnetsiz ve delil niteliği taşımayan dokümanlarla sağlamlaştırmak maksadıyla Müvekkilimiz 1 yılı aşkın bir süredir hürriyetinden yoksun bırakılmaktadır. Bu durum “Masumiyet Karinesi”’ne aykırılık oluşturmaktadır.

Silahların Eşitliği İlkesi” çerçevesinde maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla müvekkilimin lehine olana delillerin de toplanması gerekirken bu husus iddia makamı tarafından göz ardı edilmiş, müvekkilimin suç konusuyla yakından uzaktan hiçbir ilgisi olmayan faaliyetleri bir örgüt suçunun nüvesi haline getirilmiştir. Bu durum devletin yetkili organlarınca Kanun’un amacı dışında yorumlanmasının sonucudur.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 07.11.1994 tarih ve 229/275 sayılı kararında:
Örgütsel faaliyet aşama aşama gelişir. Önce sempatizanlar saptanır, ardından bunlara siyasi ve ideolojik bilinç verilir, daha sonra kitle eylemlerine katılmaları sağlanarak cesaretleri getirilir. Bilahare kod adı verilerek gizlilikleri sağlanır” denilmektedir.

Buna göre, farklı siyasi ve sosyal yapılardan gelen sanıklar nasıl oluyor da bir örgüt içinde yer almaktadır? Bu örgütün belirli bir siyasi ve ideolojik bilinci bulunmazken nasıl oluyor da ortak eyleme girişebilmektedirler? Ve bu sözde örgüt mensupları nasıl oluyor da gizliliklerine önem vermeksizin faaliyetler yürütebilmektedirler?

Aynı sorular müvekkilimin özel durumu içinde sorulabilecektir. Buna göre;

a. Müvekkilimiz CHP üyesi iken ve parti programı ile ifade bulan ideolojiyi benimsemişken aynı örgütün üyesi olmakla suçlanan farklı kişilerle nasıl bir düşünce ve eylem birlikteliği içinde yer almaktadır?

b. Müvekkilimiz eğer bu sözde örgütün üyesi ise nasıl oluyor da gizliliğe hiçbir önem vermeksizin sözde örgüt faaliyetlerini serbestçe yürütebilmektedir?

c. Bu sözde örgütün üyesi olmakla suçlanan Müvekkilimiz nerede eğitim almış ve hangi kitlesel eylemleri gerçekleştirmiştir?

Mantık ve akıl süzgecinden geçirince böylesine bir örgütün bırakın üyesi olmayı, örgütün kendi varlığının dahi hiçbir inandırıcılığının olmadığı kolaylıkla algılanabilecektir.

Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 22.06.2006 tarih ve 2006/5542 E. 2006/8498 K. sayılı içtihadında belirttiği, üyeler arasında soyut bir birleşmenin yeterli olmadığı gevşek de olsa hiyerarşik bir ilişkinin bulunması gerektiği hususu Müvekkilimiz açısından sağlanmamaktadır.

Zira ortada ne hiyerarşik bir birleşme bulunmakta ne de bu birleşme suç işleme iradelerinde bir devamlılık göstermektedir. Ayrıca burada kastedilen birleşmenin bir panelde konuşmacı olmak yâda az sayıda telefon konuşmasını kapsayacak şekilde basit bir birleşme olmaması gerekmektedir. Burada kastedilen “kamu için tehlike oluşturacak” bir birleşmedir. Bu da ancak “devamlılık” ve “birden fazla suç için bir araya gelme” iradesi ile sağlanabilecektir. Müvekkilimin durumunda ise bu şartların hiçbirisi sağlanmaktadır.

İddia makamının hukuki değerlendirmemiz içinde belirttiğimiz sorulara ilişkin yorum eksikliği iddianameyi muğlâk ve belirsiz ifadelerle dolu bir metin haline getirmiştir. Bu çerçevede iddianame hukuki ve fiili temelden yoksun bir belge durumuna düşmektedir ki, yapmış olduğumuz açıklamalar, hukuki değerlendirmeler ve saydığımız Yargıtay Kararları ışığında müvekkilime isnat edilen suçlamaların mesnetsizliği daha iyi anlaşılabilecektir.

Uluslar arası hukukta da terör suçlarına ilişkin ilk somut tanım, 1937 tarihli Terörizmin Önlenmesi ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşme’de yapılmıştır. Buna göre, Terör, “bir devlete karşı gerçekleştirilen veya özel kişilerin, kişi gruplarının yâda kamunun zihninde bir terör hali yaratmayı amaçlayan suç oluşturan eylemler”dir.

Bu tanım açık bir ifade içermemekle birlikte uluslar arası hukukçular tarafından terör, “mevcut anayasal düzenleme çerçevesinde alışılmış, meşru araçlarla elde edilemeyeceği ileri sürülen bir politik amacı elde etme aracı” olarak açıklanmaktadır.

Bunun yanında “Terörün, bir stratejinin parçası olduğu, uzun bir zaman zarfında organize gruplar tarafından yürütülmesi gerektiği” de kabul edilmektedir.

1566 sayılı ve Kasım 2004 tarihli Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararında ise terör faaliyetleri, , “ölüme yâda ciddi bedensel yaralanmaya sebebiyet vermek amacıyla işlenen ve sivillere yönelikte olabilen suç doğurucu eylemler veya bir devleti, kamuoyunu, kişi topluluklarını veya bireyleri kışkırtmak amacıyla rehine alınması; halka gözdağı verilmesi” şeklinde tanımlanmıştır.

TCK’daki düzenleme ile uluslar arası metinlerde öngörülen tanımlar arasındaki farklılık yanında bir eylemin terör eylemi olarak tanımlanabilmesi için gerekli olan şartların sağlanması hususundaki tespitler Yargıtay İçtihatlarıyla benzerlikler taşımaktadır.

Bu durum müvekkilimin durumu ile birlikte değerlendirildiğinde ise, müvekkilimin hangi tarihten itibaren sözde örgütün üyesi olduğu, hangi gayrimeşru fiilleri gerçekleştirdiği ve hangi politik amacı elde etmek hususunda eylemlerde bulunduğu soruları cevapsız kalmaktadır.

Bu çerçevede savcılar tarafından da herhangi bir hukuki değerlendirme yapılmayan bu hususlara ilişkin olarak isnat edilen suça ilişkin yasal şartların oluşmadığı söylenebilecektir.

Zira delil olarak ileri sürülen bilgi ve belgelere ilişkin olarak yapılan açıklamalar ve karşı deliller göz önüne alındığında da, suçun yasal şartlarının oluşmadığı ve müvekkilime suç isnadında kullanılan tüm bilgi ve belgelerin onun iş ve özel hayatına ilişkin dokümanlar olduğu görülmektedir.

 

PDF FORMADINDA OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ.
Tahliye Dilekçemizin Ekleri
Ekler Fihristi
EK-01.
USİAD Denetleme Raporu
EK-02.
Önder SAV'ın odasının dinlenmesine İlişkin CNN Türk web sitesi haberi
EK-03.
Uçak Biletleri
EK-04.
Silah Bulundurma Ruhsatı Örneği
EK-05.
USİAD Üyelik Belgesi
EK-06.
Taban Siyasal-Kültürel Taşlama Gazetesi 01.02.1995 sayılı baskısı
EK-07.
ADD Üyelik Süresini ve İstifa Ettiğini Gösteren Belge
EK-08.
CHP Genel Başkan Adaylığı Broşürü
EK-09.
Özel Hayatın Gizliliğinin Korunması Hususunda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na Verilen Dilekçe
EK-10.
İnternet Sayfası çıktısı (www.inetd.org.tr)
EK-11.
Nüfus Kayıt Örneği-1
EK-12.
Nüfus Kayıt Örneği-2
EK-13.
İnternet Sayfası çıktısı (http://www.odtumaden80.org)
EK-14.
"Hukuk ve Siyaset Okulu" Panel Konuşmasından Alıntılar
EK-15.
USİAD Basın Açıklaması
EK-16.
Demokratik Değişim Hareketi hakkındaki Gazete Haberi (http://www.haberler.com/chp-demokratik-degisim-hareketi-toplantisi-yapildi-haberi/)
EK-17.
www.tolgayarman.org web sitesi çıktısı
EK-18.
Prof. Dr. Nuh Tolga YARMAN'ın 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne verdiği 18.04.2009 tarihli Dilekçe
EK-19.
SMS Mesajları Dökümü
EK-20.
950 TL'ye ilişkin Türkiye İş Bankası Cari Hesap Ekstresi
EK-21.
Vergi Uzlaşmasına İlişkin Belgeler
EK-22.
Milliyet Gazetesi'nin 12.06.2008 tarihli Haberi
EK-23.
Milliyet Gazetesi'nin 23.06.2008 tarihli Haberi
EK-24.
13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne verilen 01.04.2009 tarihli Dilekçe
EK-25.
"21 Ocak 2001.doc" isimli döküman
EK-26.
"26 Mart 2005 basın açıklaması.doc" isimli döküman
EK-27.
"ADD-To do.doc" isimli döküman
EK-28.
"CV_Birol_Başaran-1.doc" isimli döküman
EK-29.
"FAALİYET RAPORU.doc" isimli döküman
EK-30.
"TABAN1.doc" ve "TABAN2.doc" isimli dökümanlar
EK-31.
"Unutma.doc" isimli döküman
EK-32.
"ILIMLI TÜRKİYE İPOTEKLİ ULUS.doc" isimli döküman
EK-33.
"İŞ-LOG 5-9 Aralık 2005.doc" isimli döküman
EK-34.
"İŞ-LOG 12-16 Aralık 2005.doc" isimli döküman
EK-35.
"İŞ-LOG 26 Kasım – 2 Aralık 2005.doc" isimli döküman
EK-36.
"JETSMS-liste.xls" isimli döküman
EK-37.
"TO DO 5-9 Aralık 2005.doc" isimli döküman
EK-38.
"TO DO 14-19 Mart.doc" isimli döküman
EK-39.
"TO DO 21-25 Kasım 2005.doc" isimli döküman
EK-40.
"TO DO 30 Mayıs- 3 Haziran.doc" isimli döküman
EK-41.
"ULUSAL BİRLİK KONSEYİ.doc" isimli döküman
EK-42.
"--ye telefon-posta-20.02.2008.xls" isimli döküman
EK-43.
Vizyon ibareli Ajanda
EK-44.
"Prof. Dr. İlhan Erdoğan" ile başlayan Döküman
EK-45.
"Doç. Dr. Ruhi Gürdal" ile başlayan Döküman
EK-46.
CD ÇÖZÜM TUTANAĞI "Hukuk ve Siyaset Okulu"
EK-47.
İLETİŞİM TESPİT TUTANAĞI "İlker GÜVEN- M. Şener ERUYGUR" Telefon Görüşmesi
EK-48.
İLETİŞİM TESPİT TUTANAĞI "Birol BAŞARAN- M. Şener ERUYGUR" Telefon Görüşmesi
EK-49.
İLETİŞİM TESPİT TUTANAĞI "Birol BAŞARAN-Tansu" Telefon Görüşmesi
EK-50.
İLETİŞİM TESPİT TUTANAĞI "Birol BAŞARAN-Zohar" SMS Görüşmesi
EK-51.
İLETİŞİM TESPİT TUTANAĞI "Birol BAŞARAN-Ayten" Telefon Görüşmesi
EK-52.
İLETİŞİM TESPİT TUTANAĞI "Birol BAŞARAN-Ayten" Telefon Görüşmesi
EK-53.
İLETİŞİM TESPİT TUTANAĞI "Birol BAŞARAN-Tansu" Telefon Görüşmesi
EK-54.
İLETİŞİM TESPİT TUTANAĞI "Birol BAŞARAN- Filiz" Telefon Görüşmesi
EK-55.
İLETİŞİM TESPİT TUTANAĞI "Birol BAŞARAN- Nuh Tolga- Tomanbay" Telefon Görüşmesi
EK-56.
İLETİŞİM TESPİT TUTANAĞI "Birol BAŞARAN- Filiz" Telefon Görüşmesi
EK-57.
Gündem ibaresi ile başlayan İlçe-Önder SAV ibaresi ile biten kağıt
EK-58.
Abdurrahman ALADON ibaresi ile başlayan A-4 kağıt
EK-59.
Katılımcılar ibaresi ile başlayan el yazısı A-4
EK-60.
"Hukuk ve Siyaset Okulu" ile ilgili Soru Kağıtları
EK-61.
Kartvizitte suç unsuru bulunmadığına ilişkin İnceleme Tutanağı
Önceki Dilekçelerimiz ve Kararlar
Tahliye Dilekçeleri
 
1. Tahliye Dilekçemiz
2. Tahliye Dilekçemiz
3. Tahliye Dilekçemiz
4. Tahliye Dilekçemiz
5. Tahliye Dilekçemiz
6. Tahliye Dilekçemiz
7. Tahliye Dilekçemiz
8. Tahliye Dilekçemiz
9. Tahliye Dilekçemiz
10. Tahliye Dilekçemiz
11. Tahliye Dilekçemiz
12. Tahliye Dilekçemiz
13. Tahliye Dilekçemiz
14. Tahliye Dilekçemiz
15. Tahliye Dilekçemiz
16. Tahliye Dilekçemiz
17. Tahliye Dilekçemiz
18. Tahliye Dilekçemiz
 
İtiraz Dilekçeleri
 
 
Mahkeme Kararları
 
 
Diğer Dilekçeler
 
 
Gözden Geçirmeler
 
  Anasayfa  |   Birol Başaran  |   Neden Ergenekon Sanığıyım? Ne oldu?  |   Savunmamız ve Hukuk Mücadelemiz  |   Makale ve Görüşler  |   Ziyaretçi Defteri  |   İletişim
     
Bookmark and Share